Cuma Sohbeti : Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı

Mustafa Uluçay
Mustafa Uluçay

Aziz sohbetdaşlarım, daha ne zamana kadar hamaset politikası yapacağız? Ecdadımızın yiyip-içtikleriyle, ekip, biçtikleriyle ve cihat ettikleriyle, karnımızı doyurmaya, sevap ambarlarımızı doldurmaya ve kahramanlarımızla övünmeye devam edeceğiz? Geçen hafta 12 Mart Merhum Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklâl Marşı’nın TBMM’de kabul edildiği yıl dönümü idi. 11 Mart Cuma günü vaaz eden kardeşimiz, vaazını o güne, İstiklâl Marşı’na ve Merhum Akif’e hasretmiş.  Camiye girdiğimde marşın dizelerinden, okuduğu kelimelerin anlam yüklülüğünden bahsediyordu. Konu aldığı şiir bir edebiyat mahsulü ve aynı zamanda yazıldığı devri anlatan şahane bir eser. Ancak, vaizimiz dile getirdiği İstiklâl Marşı’nın dizelerindeki kelimeleri vurgulamakta yetersizdi. Dolayısıyla anlatımı da heyecan ve edebi secili bir üslûptan da yoksun idi. Merhum Akif’in kişiliği üzerinde duruşunda, mü’minlik iman bilinciyle, Kur’an eksenli sarsılmaz güvenini konuşmasında yansıtamadı. Belli ki dersine iyi çalışmamış, çünkü Merhum Akif, Osmanlının son döneminde yetişmiş, iki devri görmüş, iki savaşın yaşandığına şahit olmuş, zor günler yaşamış, bir dönem ülkesini terk etmiş Mısır’a gitmiş ve hastalanıp ülkeye dönmüş, öldüğünde cenazesine çok az kişi katılmış ve onlar da gariptir soruşturma geçirmişler. Bütün bunlar Merhum Akif’in ne badireli bir hayat geçirdiğini, ibret alacak ve seyredenlere dersler verecek, belgesel niteliğinde bir serüven oluşturmaktadır. O nedenle, ondan bahsedecek olanlar toplumu bilgilendirecek iseler konuya vakıf olmalılar.

Vaiz efendi, Merhum Akif’in camide anlatılacak yönünü, “Asımın Nesli” diye tanımladığı ve Safahat adlı kitabını bu düşünce ve inançla kaleme alıp telif ettiği ideâl üzerinden dile getirebilirdi. Yani, vaaz eden kardeşimiz bu potansiyelle kürsüye çıkmalıydı. Meselâ Akif’in Kastamonu Nasrullahpaşa Camii’ndeki vaazı, Çanakkale Savaşı destanı ve yazıp ta imha ettiği Kur’an meali çalışmaları üzerinde durulacak önemli faaliyetleridir. Osmanlının son döneminde çok değerli ve takdire şayan deha şahsiyetler vardır. Onlara da hiç değinmedi. Konumuz bu olmadığı için o alana girmeyeceğim. Ancak burada çok önemli bir noktaya da değinmeden geçmeyeceğim, bizim din görevlisi kardeşlerimiz okumuyorlar, araştırmıyorlar, yaptıkları görevin çok zengin bir kültür mirasının temsilcileri olduklarının gereğini yerine getirmiyorlar. Ne yazık ki, bu mirasın kültür değerleri eski yazı Osmanlıca üzerinde, kütüphanelerde elyazması olarak bulunuyorlar. Bu, asırlar öncesine ait dini, tarihi ve ilmi eserler müzelik halleriyle duruyorlar. Bunların okunması ve üzerlerinde çalışılması lâzım. Ekmeğini yediği dinin kültür hazinesinin hakkını vermek için o el yazmalarını başta din görevlilerinin okuması gerekmiyor mu? Aslında müftülüklerde bu alanda çalışmalar yapılmalıdır. Cuma günü okunacak hutbeler bile hazır geliyor ve yapılan vaazlar merkezi sistemle ilçenin bütün Cami İmam Hatiplerine hazır gönderilir. Yani, demek istiyorum ki, din görevlilerinin vakti var ve çok. Bu zamanlarını böyle görevlerinin hakkını vererek değerlendirmeliler. Ama nerde!..

Yukarıda ifade etmeye çalıştıklarımla ilgili hususlar bir vaazı aşan konulardır. Bizim konumuz İstiklâl Marşı şiiri idi, onunla ilgili konuşmamız gerekiyordu bizde onu yaptık. O zaman, dini muhtevalı Cuma vaazı olması dolayısıyla konuya bir de o açıdan bakalım. Merhum Akif’in Safahatı’nda geçen şiirlerinde dini içerikli dizeler var, vaiz efendi onlardan da bazılarını okudu. Ama üzerlerinde durmadı, onlarda önemli ve dikkat çekiciydi. Birinde kısa bir yorum yaptı, birini de kendince te’vil etti. Dizeler şöyle idi: “İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin. Ne teze mezara okumak, ne fal bakmak için.” Evet, vaiz efendi burada bir te’vil yaptı. Merhum Akif burada mezarlıkta Kur’an okumayın demek istemedi. Yani, Kur’an-ı sadece mezarlıkta okumakla kalmayın, Kur’an-ı sair zamanlarda da okuyun demek istemiş-miş. Belli ki, vaiz efendi bu şiiri tamamen okumamış. Keza, diğer dizede şöyle idi. “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı. Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı.” Bu dizenin sonunda da Nebi-Rasul Hz. Muhammed Aleyhisselamla lafı dolandırdı yorum yapar gibi, konuyu muğlâk bıraktı. Yani, uzun lafın kısası bu konuda acınacak durumdayız. Vaazlarda Müslümanların bilgilendirilmesi gerekirken, bilginin kaynağı verilip anlatım doğru ve anlaşılır bir üslûpta olmalıdır. Ne yazık ki, bu işin becerilememesi bir mü’min olarak insanı üzüyor. Esenlikler dileğiyle hoşça kalınız.

- YeniSöke Gazetesi, Mustafa Uluçay tarafından kaleme alındı
https://yenisokegazetesi.com/makale/9787906/mustafa-ulucay/cuma-sohbeti-mehmet-akif-ersoy-ve-istiklal-marsi